GöksunDorsal

Yalnız kalırsan buraya gel; iki yalnız kalırız burda. Sen bu odada yatarsın, ben diğer odada.

Benim bütün kitaplarım kadın.

Bütün kalemlerim kadın, bütün bardaklarım kadın.

Onlara dokunurum, onları okurum, öperim.

Lakin dinleyemem kadınları.

Gözlerine bakarken duymak imkansız kadınları.

“Ankara’da tozu dumana katarsın, Ankara sana darılmaz.”

“Çocuklara ölü demeyin, sizi duyabilirler.”

—   Dorsal

Şeker kaplıydı onun ölüsü, tadabilseydik der miydik ölü?

Berkin Elvan gibi ölmek var hayatta, bir de Berkin Elvan’ı öldürmek. Çaresizliğimiz azabımız olsun bugün.

Ölüm Berkin’i korusun.

Ne kadar garip değil mi? İki kişiyken yalnız hissetmemek.

Ah bu ölümsüzlük, belki daha farklı olurdu diyorum ölebilseydi duygularım, yok olabilseydi bedenimle… Sonsuzluk çıldırtacak beni. Utanıyorum suçlarımdan, kendimden.

Sabah her zamankinden biraz daha geç uyandım. Son zamanlarda pek sık olmuyor o yüzden garip bir pişmanlık, suçluluk var üzerimde. Sanki çok önemli bir şeyi kaçırmışım gibi. Zaten öyle bile olsa suçu alarma atma konusunda 1 saniye bile düşünmezdim ama neyi değiştirirdi ki? Belki o da bana atardı başka bir dünya da suçu.

Aynaya bakıyorum her sabah kalktığımda o sıcak ama itici yatağımdan. Aynaya bakıp inceliyorum vücudumun her kavisini, çıkıntısını, lekesini… Kendimden nefret etmeye kadar yetecek sebebim var vücudumda. Her sabah aynada kendime bakmamın sebebide bu aslında: “Belki yarın daha güzel görünürüm.” Kilolu, seyrek saçlı, düz enseli, pörtlek gözlü, iskele burunlu, kürek elli, mezar ayaklı, ahır kokulu…

"Spor yapacağım." dedim gece yatmadan. Ama sabah hiç yapmak istemedim; tıpkı bundan 1000 gün önce her gün olduğu gibi. Spor yaparsam belki vücuduma olan öz güvenim artardı, belki biraz kilo verir bir şekil alırdım. Hayır. O kadar isteksizim ki. Bu iğrenç vücudu dışarıda kimsenin görmesine dahi katlanamam. Yorganımın altına girmeliyim, aldığım o havuçları yemeliyim.

SIkışıp kaldım bu küçük odada. Ben büyüyorum, yaşlanıyorum, hacimleniyorum. Oda ilk tanıdığım gibi.

Bir sistemi olmalı bu yalnızlığın, geçiştiriciliğin, huysuzluğun… Çözebilirsem belki… Belki olur ha? 

Aşk’ı biliyor muyum ki acaba? Nasıl hissettiriyor? Kimler olabilir? Çirkinsek bile olabilir miyiz? Tanımasak bile bir kişiyi? Sarhoşsak? Evliysek? Çocuksak? Ölüysek? Aşk mı? Unut onu!

Ne kadar garip değil mi? İki kişiyken yalnız hissetmemek,  kimseye ihtiyaç duymamak.

Dolabımın içinde o günkü çirkinliğimi gizleyecek kıyafetler aramaya başlıyorum, her zamankilerden farklı bir şey de yok hani. Siyah kapşonlu, lacivert eşofman, spor ayakkabılar, yağmurluk. Buldum! Geçirdiğim gibi çıkıyorum dışarı koşa koşa iniyorum merdivenleri. Yetişmem gerekiyor gibi. Benden daha çirkin insanlar arıyorum etrafımda, benden daha kilolu, daha lekeli, daha düz enseli, daha pörtlek gözlü… Görüyorum bir kaç tane, belki karısı, belki sevgilisi kim bilir? Ama birileri sevmiş onları. İşte bu hiç adil değil. Belki birileri de sever beni ha? Daha dikkatlice bakıyorum, sevebileceğim bir şeyler arıyorum, “Kimse yok mu beni sevecek?” “Çiçek bile olsa razıyım, lütfen…” diye ekliyorum içimden.

Ben de sevebilirim hanımefendi sizi, sizin beni sevdiğiniz gibi.

Toplarlanmam lazım, acele ile değiştiriyorum üstümü, biraz vakit kaybediyorum kaynar duşun altında. Suyu daha sıcak açarsam vücudumdaki yağlarında o suyla birlikte akıp gideceğine inanıyorum. Aptal. Çirkinliği eritemezsin.

İşte şimdi özgürdür ruhlar, bedenlerinden kovulduklarında.

Gözlerini suyun altında açmaya cesaret edişini en büyük kahramanlığı olarak gören bu adam için sanırım yapılacak çok bir şey kalmamıştır. Yarın görüşmek üzere çirkinliğim.

“Sürekli evrilmektir yaptığımız; mutsuz olacak daha çok şey bulmak için.”

Tanrı var ve acı çekmemize izin veriyor.

“Kimyasaldır çekip gitmek. Geri dönüşü yok, hızlı, düşüncesiz…”

“Seni bana katan şeydir aşk.”

Öncesinde düşünmesi zordu

Sonrasında söylemesi.

Sonrasında yazması.

Sonrasında silmesi

Sonrasında yazması.

Sonrasında silmesi.

Çok zordu.

“Ölmek için çıkılan bir keşiftir yaşlanmak. Dönüşü yok, ve sonu göremeyeceğin kadar uzaktır.”

—   Avuç içi notlarım

Senin yerine konuşurlar, sonra senin yerine düşünürler, sonra senin yerine otururlar, sonra senin yerine sevilirler.

Uzun sürmezdi eskiden o merdivenleri aşmak.

Şimdi yıllarımı alır oldu; tıpkı senin gibi.

Takılıp düşmezdim o basamaklara,

Şimdi canımı acıtır oldu; tıpkı senin gibi.

“Bu artık benim davam değil.
Benim davam bayram yeri değildi.
Benim davamda susmak çok şey anlatırdı.
Çadırlar vardı,
Aydınlatması bir fenerin piline muhtaç çadırlar…
Polis vardı benim davamda.
Şaşkın bu polis, bütün çadırlarımızı yaktı.”

—   #occupygezi

“Zırhın çelikten ise eğer, sadece kılıçlardan koruyabilir kalbini
Fakat yürekler ölmek için savaşları beklemezler”

—   24.03.2013